Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

SON DAKİKA

Yozgat Esnaf Gazetesi
yozgateesnaf
Cihangir Can TAŞDEMİR

Bakıyor Ama Görmüyorsak

Bu haber 15 Nisan 2017 - 13:47 'de eklendi ve 174 kez görüntülendi.
Bakıyor Ama Görmüyorsak

Hiç düşündünüz mü bakmak ve görmek terimlerini? Gündelik hayatımızda çokça kullandığımız bu terimleri, pek farkına varmasak da çoğumuz karıştırırız. Bakmak ile görmek arasında ince farklar vardır. Bakmak şahitliği, görmek derinliği ifade eder. 

Bakmak sadece gözle olur. Görmek ise, akıl, kalp ve gözün birlikte çalışmasıyla. Bakmak bir göz hareketi, görmek bir şuur faaliyetidir. Bakışta geçicilik, görüşte seçicilik vardır. Bakmak en fazla tanımakla, görmek anlayıp kavramakla sonuçlanır. Bakınca yalnız seyrederiz, görünce bir hükme varırız. Bakmanın üst seviyesi tanımak, görmenin ki ise yaşamaktır. Bakan kişi anlatır, gören kişi sorgular ve yorumlar. Bakınca kenardan tutarız, görünce iki elle sarılırız. Bakınca severiz, görünce hayran oluruz. Hatta, “ilk bakışta aşk” yalan desek yeridir. Doğrusu, “ilk görüşte aşk” olacak. Dikkat edin çevremizde, yanı başımızda nice insanlar var ki; mutsuz, umutsuz, sinirli, masum, duygusal, sevimli, maceracı. Kimisi elindeki imkanların darlığından yakınıyor, kimisi kuru bir ekmekle mutlu oluyor. Bazen ufacık bir sorun karşısında kıyametleri koparıyoruz, bazense büyük olaylara tepkisiz kalıyoruz. Tabiri caizse, biz insanoğlu binbir çeşitiz. Ama biz çoğunlukla çevremizdeki insanların suratına öylece boş boş bakıyoruz. Hatta konuşuyoruz bile, ama görmüyoruz karşımızdaki kişinin acısını hüznünü. Dokunmuyoruz, dokunmayı bir kenara bırakın fark etmiyoruz, hissedemiyoruz. Sebeplerle değil sonuçlarla ilgileniyor, detaylara takılmıyoruz. Çünkü bakış açımızı kendi ihtiyaçlarımıza o kadar dikmişiz ki. Neden bakmayalım da görelim? Derseniz, kıssadan hisse bir hikaye ile devam edelim. Zenginliği ile övünen bir baba, oğlunun yoksul ailelerin durumunu görmesini ve varlıklı olmanın değerini anlaması gerektiğine karar verir. Baba fakir bir köy seçer ve küçük oğlu ile yola koyulurlar. Bu yolculuğun tek bir amacı vardır. Zenginlikle her türlü şeyi satın alabileceğini, fakir ailelerin çocuklarının ise bir çok şeye sahip olamadıklarını kanıtlamaktır. Köye geldiklerinde baba en bakımsız evi gözüne kestirir ve o eve misafir olurlar. Küçük çocuğun bir gün boyunca görüp göreceği ne varsa o evde yaşanır. Lafı uzatmadan. Tekrar baba oğul düşerler yola. Baba merakla soracağı soruları düşünürken, oğlu aracın camından köyü gülümseyerek seyrediyordur. Zengin baba oğluna sorar; “insanların ne kadar fakir olabildiklerini gördün mü?” Çocuk “Evet!” der. Baba tekrar sorar, “Ne öğrendin peki oğlum?” Küçük çocuğun verdiği cevap ise; “Şunu gördüm: bizim evde bir köpeğimiz var, onlarınsa dört. Bizim bahçenin ortasına kadar uzanan bir havuzumuz var, onlarınsa sonu olmayan bir dereleri. Hem de yanı başlarında balık tuttukları birde gölleri. Bizim bahçemizde lambalar var, onlarınsa çokça yıldızları. Bizim bahçe alanımızda koca bir duvar ve o duvarın ardında büyük bir bina. Onlarınsa ucu bucağı gözükmeyen ormanları ve baktığında bütün gökyüzünün göründüğü bir bahçeleri var. Bizim yaşadığımız yerin bolca gürültüsü var. Onlarınsa kuş sesleri Babacığım.” küçük çocuk sözünü bitirdiğinde babanın söyleyecek bir şeyi kalmamıştır ve Oğlu ekler, “Teşekkür ederim babacığım, ne kadar fakir olduğumuzu, nelere sahip olamadığımı bana gösterdiğin için!” Bu hikayeyi bir çok şekilde hayatınıza ve olaylara uyarlayabilir, hatta yeniden kurgulayabilirsiniz. Maksadım görmek istemediklerinizi gözünüze sokmak değil elbette. Sadece günlük hayatın telaşını yaşarken kaçırdığınız bir çok şeyi hatırlatmak. Bakmakla yetinmeyip görmeniz temennisiyle.

Etiketler :
%100
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
100%
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA