Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

SON DAKİKA

Yozgat Esnaf Gazetesi
yozgateesnaf
Berkay Koçak

Atanmak mı? Aranmak mı?

Bu haber 15 Ekim 2018 - 17:28 'de eklendi ve 1149 kez görüntülendi.
Atanmak mı? Aranmak mı?

Memurluk, genlerimize işlemiş. Bulunduğunuz iş kolunda; mesai saatlerinizin, uğraştığınız işlerin, nasıl hareket edeceğinizin ve hatta nasıl konuşup ne yiyeceğinizin dahi
başkası ya da başkaları tarafından belirlenmesine memurluk deniyor.

Memur olmak direkt olarak atanmışlığın simgesi olduğundan, amirler üzerindeki bütün ehemmiyetiniz, atandığınız işi ifa edip etmediğiniz üzerinedir. İşe bakış açınızın, farklı fikirler yürütebilmenizin, stratejilerinizin hiçbir öneminin olmadığı memurluklarda (Kısmen üst düzey memurluklar dışında) hedef, çoğunlukla mesai saatini doldurmak ve alacağınız maaşın yolunu gözlemektir. En yalın haliyle anlattığım bu özellikleri dışında, aydınlarımızın da memuriyet ile ilgili daha sert yorumları var elbette. Mesela Prens Sabahaddin, memurluğu: "kazanmadan yaşamak, çalışmadan zenginleşmek" olarak nitelemiş, teşebbüsün (girişim) ve özellikle şahsi teşebbüsün önemini vurgulamıştır. (İttihat ve Terakki'ye açik mektuplar, S.58) Memurların yönettiği bir ülke yerine, müteşebbislerin kalkındırdığı ve söz sahibi olduğu, liyakatin emek gücüne dayandığı bir piyasa elbette gücünü sağlam ve gerçekçi temellerden alır. Fakat çağdaş ülkelerin birçoğu bu meseleyi yüz sene önceden çözüme ulaştırmış, yani sorunlarla baş edebilmeyi fertlerin kendisine bırakmışsa da toplumumuz daha yeni yeni girişimcilikle tanışıyor. Herkesçe malumdur ki ticaretin ilk 3 aylık riski karşısında, senelerce hazırlanılacak sınavlar sonucu memur olarak atanabilme ihtimali, toplumumuzda her zaman daha cazip görülmektedir. Vatandaşın, özellikle gençlerin; iş kollarını araştırabilmesi, yeni alanlar ortaya çıkarması ve kısacası üretebilme fırsatını törpüleyen bu düşünce, malesef İç Anadolu'da bir hayli sahiplenilmektedir. Halbuki gelişmemiş iş sahalarından, kültürel alanların eksikliğinden sıkça şikayet eden halk, suçu hem belediye'ye yani devlete atmakta hem de Belediye'ye memur yetiştirmekte. Yani aksaklıktan şikayet ederken buradaki tezatın içinde kendi parmağının da bulunduğunu farkedemeyen vatandaş, malesef kabuğundan bir türlü sıyrılamamaktadır. Bu sorunun, serbest piyasa ekonomisine geçmiş ülkemizde hala konuşuluyor olması üzüntü vericiyken, girişimciliğe olan devlet desteği ise umut vericidir. Cumhuriyet'in ilk yıllarını kapsayan Devletçilik ilkesi gereği, müteşebbis ve devletin ortak hareket etmek zorunda olduğu dönemlerden, Devlet'in bizzat müteşebbisler aradığı bir döneme geldik. Tabi ki buna karşılık, benim gibi üniversite mezunu olan arkadaşlar boşuna mı okuduk tabi ki atanacağız diyebilirler. Fakat Üniversitelerin amacının bireyin kendini gerçekleştirmesine üst düzeyde destek vermek olduğunu ve bireyin kendini gerçekleştirmesinin de bizzat girişimciliğin temeli olduğunu unutuyoruz. Dahası ezelî eğitim yuvalarımız olan medreselerde ki: "Burada hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz" metodu gereğince yeteneklerimizin ve istidadımızın ne olduğunu anlayıp toplumun bizden istediğini değil toplumun neye ihtiyacı olduğunu iyi gözlemlememiz gerekmektedir. Sonuçta atanmayı değil, aramayı ve aranmayı istemeliyiz...

%100
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
100%
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA